Mescidi Nebevi Nedir, Nerede? Mescidi Nebevi’nin Özellikleri

Mescidi Nebevi Nedir, Nerede? Mescidi Nebevi'nin Özellikleri

Mescidi Nebevi (Mescidi Nebi) nedir ve nerededir? Mescidi Nebevi’nin özellikleri nelerdir? Mescidi Nebevi’yi kim yaptı? Mescidi Nebevi’nin kaç kapısı vardır, bölümleri ve Mescidi Nebi hakkında kısa bilgiler…

İslâm tarihinde bir dönüm noktası olan Resûl-i Ekrem’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra gerçekleştirilen ilk faaliyetlerden biri Mescid-i Nebevî’nin (Mescid-i Nebî) inşasıdır. Bizzat Hz. Peygamber tarafından yaptırılan iki mescidden biri olan (diğeri Kubâ), Mescid-i Nebevî onun Medine’deki bütün faaliyetlerinin merkezinde yer almış ve fonksiyonları bakımından sonraki dönemde kurulan camilere örnek teşkil etmiştir.

Mescid-i Nebevî’nin adı Kur’ân-ı Kerîm’de doğrudan geçmemekle birlikte “ilk günden takvâ üzerine kurulan mescid” ifadesiyle (et-Tevbe 9/108) Mescid-i Nebevî veya Mescid-i Kubâ’nın kastedildiği rivayet edilmektedir (Müsned, III, 91; Müslim, “Ḥac”, 514; Belâzürî, Fütûh, s. 4; Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XI, 26-28).

Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, 12 Rebîülevvel (24 Eylül 622) Cuma günü Medine’ye girdiğinde kendisini davet edenleri kırmamak için devesi Kasvâ’nın salıverilmesini ve onun çöktüğü yere en yakın olan evde konaklayacağını söyledi.

NASIL İNŞA EDİLDİ?

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu sırada, Hz. Nûh -aleyhisselâm-‘a öğretilen ve bütün müminlere tavsiye edilen, varılması gereken yere en güzel ve en iyi şekilde ulaşmanın dilendiği, “Rabbim! Beni mübarek bir menzile kondur. Şüphesiz konaklatanların en hayırlısı sensin” (el-Mü’minûn 23/29) duasını tekrarlıyordu. Kasvâ’nın Mâlik b. Neccâroğulları’nın evlerinin önünde hurma kurutulan düzlükte çökmesi üzerine buraya en yakın evin sahibi Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye misafir oldu. Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Kasvâ’nın çöktüğü arsayı Sehl ve Süheyl adlarındaki iki yetimden satın alıp (Buhârî, “Menâkıbü’l-ensâr”, 45) engebeli ve çalılık olan zeminini düzelttirdikten sonra mescidin temelini attı. 623 yılı Nisan ayında tamamlanan mescidin inşası, Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in güzel sözleri ve şiirlerle teşvik edilen ensar ve muhacirlerin kaynaşması için iyi bir fırsat olmuştu.

MESCİDİ NEBEVİ’NİN ÖZELLİKLERİ, KAPILARI VE DÖNEM DÖNEM İNŞAA SÜRECİ

İlk bina, taş temel üzerine tek sıra kerpiçten, bir adam boyu kadar yükseklikteki çevre duvarı ile kuşatılarak üstü açık biçimde 60 x 70 arşınlık bir alana (1022 m2) inşa edildi. Kıblesi bizzat Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- tarafından Kudüs’e yönelik olarak yapılan ve batı ta-rafında Bâbürrahme (Bâbüâtike), doğu tarafında Bâbücibrîl (Bâbüosman) ve güney tarafında Bâbülcenûbî adlarıyla üç kapısı bulunan mescidin doğu duvarının güney kısmına Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hanımları Hz. Âişe -radıyallâhu anha- ve Hz. Sevde -radıyallâhu anha- için iki adet oda yapıldı. Daha sonra sayıları dokuza çıkan bu odaların kapılarından biri mescide açılıyordu. Kıble hicretten on altı veya on yedi ay sonra Kudüs’ten Kâbe’ye çevrilince güneyde bulunan yeni kıble tarafına gelen kapı kapatılarak kuzey duvarında yeni bir kapı açıldı.

Peygamberimiz (s.a.v) Döneminde Neler Yapıldı?

Basit ve sade, ancak son derece fonksiyonel olan Mescid-i Nebevî müslümanların sayısının artmasıyla ihtiyaca cevap veremeyince 628 yılında Hayber Seferi dönüşü yeni ilâvelerle genişletildi. Hz. Osman -radıyallâhu anh- Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in teşvikiyle Mescid-i Nebevî’ye bitişik olan bazı yerleri buraya dahil etmek amacıyla satın aldı. Bu dönemde kıble tarafı hariç üç tarafından genişletilen Mescid-i Nebevî kare planlı bir hale geldi ve toplam alanı 2433 m2’ye ulaştı. Başlangıçta üzeri örtülmeyen Mescid-i Nebevî’nin kıble tarafına Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in namaz kıldırdığı yere yağmur ve güneşten korunmak için hurma kütüğünden altı direk üzerinde bir sundurma yapıldı. Kıble Kâbe’ye çevrilince arkada kalan bu sundurma kısmen korunarak Suffe ehlinin barındığı yer oldu. Mescidin güney duvarına da paralel dokuzar adet hurma kütüğünün üç sıra halinde dizilip ahşap sütunlar üzerine oturtulduğu bir çatı yapıldı. Araları 4,44 m. olan bu sütunlar, hurma ağacından kirişlerle birbirine bağlanıp yanlamasına hurma dalı ve yaprakları, izhir ve semer otlarıyla örtülerek toprakla kapatıldı.

Raşit Halifeler Döneminde ‘Mescidi Nebevi’

Mescid-i Nebevî Hz. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- döneminde herhangi bir değişikliğe uğramadı. Ancak artan ihtiyaç üzerine önce Hz. Ömer -radıyallâhu anh- tarafından 638 yılında, daha sonra da Hz. Osman -radıyallâhu anh- döneminde genişletilerek yeniden inşa edildi (649-650). Mescid-i Nebevî, Emevî halifelerinden Velîd b. Abdülmelik’in Medine Valisi Ömer b. Abdülazîz’in öncülüğünde hücre-i saâdeti içerisine alacak şekilde genişletilerek minare ve niş tarzı mihrap eklendi.

Abbasiler ve Osmanlılar Dönemi

Abbâsîler döneminde çeşitli imar faaliyetlerine sahne olan ve genişletilen Mescid-i Nebevî, Memlükler zamanında da çeşitli imarlar gördü. Hicaz’a hâkim olduktan sonra “hâdimü’l-Haremeyn” unvanını kullanmaya başlayan Osmanlı padişahları, Medine’nin ve Mescid-i Nebevî’nin imarına özel önem verdiler. Osmanlı döneminde Mescid-i Nebevî’ye yönelik ilk imar faaliyeti Kanûnî Sultan Süleyman tarafından gerçekleştirildi (1531-1540) ve daha sonra muhtelif zamanlarda Mescid-i Nebevî’de tamirat ve yenilikler yapıldı. II. Mahmud zamanında 1817’de başlayan ve 1837’de tamamlanan faaliyet sırasında, daha önce Memlûk Sultanı Kayıtbay tarafından yenilenen hücre-i saâdet üzerindeki kubbenin yerine taştan yeni bir kubbe yaptırıldı ve üstü kurşunla kaplatılarak yeşile boyandı. OsmanlIlar devrinde Mescid-i Nebevî’deki en büyük imar faaliyeti Sultan Abdülmecid zamanında gerçekleştirildi. 1850-1861 yılları arasında tamamı yenilenen Mescid-i Nebevî’nin alanı 10.939 m2’ye ulaştı. Beş kapısı olan Mescid-i Nebevî’nin zeminine mermer döşendi. Abdullah Zühdü, üç yıl süren bir çalışmadan sonra Mescid-i Nebevî’nin kubbe kasnaklarını, duvarlarını, kapılarını, mihrap ve sütunlarını kuşak halinde celî sülüs tarzında âyetler, hadisler, Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ve mescidinin ad ve sıfatlarıyla tezyin etti.

Suudiler Döneminde Yapıldı?

Suudiler döneminde 1949’da başlayıp 1955’te tamamlanan ilk genişletme esnasında Mescid-i Nebevî 16.326 m2’ye ulaştı. Bu genişletme planlanırken Abdülmecid döneminde gerçekleştirilen imarla uyumlu olmasına dikkat edilerek çift avlulu bir bölüm inşa edildi, ayrıca iç avlu oluşturuldu. 1973’te mescidin batı tarafında namaz kılmak için 35.000 m2’lik gölgelik bir alan oluşturuldu. Bir süre sonra buna 43.000 m2’lik bir ilâve daha yapıldı.

Mescid-i Nebevî’nin tarihinde en büyük genişletme ve imar faaliyeti 1984-1994 yılları arasında geçekleştirildi. Mevcut yapıyı doğu, batı ve kuzeyden kuşatan 82.000 m2’lik bu ilâve ile, mescidin alanı 98.326 m2’ye ulaştı. Mescidin damında namaz kılınabilecek 67.000 m2’lik kısımla birlikte toplam alan 165.326 m2 oldu. Mescidi kuşatan, mermerle döşeli avlusu 235.000 m2 olan Mescid-i Nebevî’de aynı anda 650.000 kişinin ibadet edebileceği 400.000 m2’lik bir alana ulaşıldı. Minarelerin sayısı ona çıkarıldı ve mescidin bodrum kısmı garaj olarak tasarlandı.

Vahyin en çok indiği mekânlardan biri olan Mescidi Nebevî, yeryüzünde ziyaret edilmeye değer üç mescidden (diğerleri Mescid-i Harâm ve Mescid-i Aksâ) biridir; bundan dolayı burada yapılan ibadet diğer mescidlerde yapılandan daha üstündür.

Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Mescid-i Nebevî’de kılınan namazın Mescid-i Harâm hariç diğer yerlerde kılınan namazdan bin kat daha faziletli olduğunu bizzat haber vermiştir (Buhârî, “Fazlü’s-salât fî mescidi Mekke ve’lMedîne”, 1; Müslim, “Hac”, 505-513).

Mescid-i Nebevî, inşasından itibaren Mekke’deki Mescid-i Harâm gibi en önemli ilim merkezi olması yanında şehrin gündelik hayatının çekirdeğini oluşturmuş ve bu özelliğini tarih boyunca sürdürmüştür. Mescidin harimiyle avlu ve revaklarında ders halkalarının kurulması âdettendi, özellikle hac mevsimlerinde İslâm dünyasının dört bir yanından gelen âlimler bu derslere katılmaya özen gösterirlerdi. Mescid-i Nebevî’nin ilk imamı, hatip ve vâizi olan Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den sonra bu görevler halifeler, başşehrin Medine’den Dımaşk’a nakledilmesinden sonra valiler, ardından imam ve hatipler tarafından üstlenilmiştir. İslâmiyet’in ilk yıllarında bütün resmî faaliyetler Mescid-i Nebevî’de gerçekleştiriliyordu. Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, çeşitli Arap kabilelerine mensup elçi heyetlerini burada “üstüvânetü’l-vüfûd” adı verilen sütunun önünde kabul etmiş, bazı heyetler mescidin içerisinde kurulan çadırlarda ağırlanmıştır.

MESCİDİ NEBEVİ’NİN BÖLÜMLERİ

HÜCRE-İ SAÂDET

Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Mescid-i Nebevî’yi inşa ederken kendisi için doğu duvarının güney kısmına bitişik iki hücre yaptırdı. Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve ailesine tahsis edilen bu hücrelerin sayısı onun sağlığında dokuza ulaştı. Hicretin 11. yılı Safer ayının sonlarında rahatsızlanan ve son günlerini Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ-‘ya ait odada geçiren Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- vefat etmeden önce, “Lâ ilâhe illallah, ruh teslimi ne zor şeymiş!” dedi ve Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ-‘nın kolları arasında “maarefikı’l-a’lâ” (en yüce dosta) sözüyle ruhunu teslim etti (13 Rebîülevvel

11/8 Haziran 632 Pazartesi). Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in naaşı, Hz. Ebû Bekir -radıyallâhu anh-‘ın naklettiği bir hadise (Tirmizî, “Cenâ’iz” 33; İbn Mâce, “Cenâ’iz”, 65) dayanılarak vefat ettiği yerde defnedildi. Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ-‘nın odası bundan sonra Hücre-i Saâdet diye anılmaya başlandı. Hz. Ebû Bekir vefat etmeden önce Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanına defnedilmesini vasiyet etmiş ve bu isteği yerine getirilmişti. Hz. Ömer -radıyallâhu anh- ise yaralandığı zaman Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanına defnedilmek için Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ-‘dan izin istemiş, o da “Kendime düşündüğüm yeri sana veriyorum” diyerek bu talebi uygun görmüştü. Hz. Ömer -radıyallâhu anh-’ın defninin ardından Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ- oturduğu kısımla kabirler arasına bir duvar ördürerek bir kapı yaptırmıştı. Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ-‘ın ikamet ettiği kısmın kuzeyinde de bir kapı bulunuyor ve giriş çıkış için burası kullanılıyordu.

Emevîler döneminden itibaren başta cuma namazları olmak üzere kalabalık zamanlarda bu odalar da kullanılmıştı. Halife Velîd b. Abdülmelik zamanında yıkılarak Mescid-i Nebevî’ye dahil edilinceye kadar Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hayatta kalan eşleri ile Ehl-i beyte mensup kimseler bu odaları ikamet yeri olarak kullanmaya devam etmişlerdi. Tavanı bir insanın elini uzattığında değebileceği kadar alçak olan bu hücrelerin Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sade hayatını göstermesi bakımından mevcut haliyle korunmasını isteyenler çoğunlukta bulunduğu halde halifenin emrine uyan Vali Ömer b. Abdülazîz ortadan kaldırılan hücrelerden aldığı kerpiçlerle teberrüken Harre mevkiinde bir ev yaptırmıştı. Düzenlemeler yapılırken Hücre-i Saâdet’in kuzey kısmı Hz. Fâtıma -radıyallâhu anhâ-‘nın evini içine alacak şekilde genişletildi ve Kabe’ye benzememesi için üçgen planında yapıldı. Böylece hücre beşgen haline getirildi; ancak etrafını çevreleyen şebeke günümüzde de olduğu gibi dikdörtgendi.

Emevîler’den sonra Abbâsîler ve diğer İslâm devletleri Hücre-i Saâdet’in imarına ayrı önem verdiler. Memlûk Sultanı Kalavun devrinde Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kabri üzerine ilk defa ahşap bir kubbe inşa edildi. Sultan Kayıtbay kubbeyi daha büyüğü ile yeniletti; II. Mahmud zamanında bu kubbenin yerine taştan yeni bir kubbe yapıldı, üstü de kurşunla kaplatılarak yeşile boyandı. Günümüze kadar gelen ve Mescid-i Nebevî’nin simgesi olan bu kubbe renginden dolayı “KubbetüT-hadrâ” adıyla anılmaktadır.

Hücre-i Saâdet’in bakım ve korunması için şeyhülharemin emrinde iki ayrı sınıf ağa gece ve gündüz görev yapardı. İlk defa Nûreddîn Mahmûd Zengî ta-rafından başlatılan bu uygulama OsmanlIlar zamanında kurum haline gelmiştir. Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in minberinin bulunduğu yerle bütünleşerek Mescid-i Nebevî’nin en önemli bölümü haline gelen Hücre-i Saâdet’i ziyaret etmek bütün müslümanların en büyük özlemidir ve her yıl milyonlarca mümin bu bahtiyarlığa erişmek için yollara düşer. Bunda şüphesiz Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in, “Beni vefatımdan sonra ziyaret eden, sağlığımda ziyaret etmiş gibidir” (Heysemî, IV, 2); “Kabrimi ziyaret edene şefaatim vâcip olur” (Heysemî, IV, 2) meâlindeki hadislerinin de etkisi vardır.

“Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-ı Hudâ’dır bu
Nazargâh-ı İlâhîdir makâm-ı Mustafâ’dır bu” (Nâbî)

Kur’ân’ı Kerîm’de Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e salâtü selâm okumak, onun rehberliğine sıkı sıkıya bağlanarak kendisine saygı gösterilmesi emredilmiştir (el-Ahzâb 33/56). Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmaktadır: “Her kim kabrimin başında bana salâtü selâm getirirse ben onu aracısız olarak işitirim. Her kim de benden uzakta bana salâtü selâm getirirse melekler onu bana ulaştırır” (Müsned, I, 387, 441, 452; Dârimî, “Rikâk”, 58).

“Ey bâd-ı sabâ, uğrarsa yolun semt-i Haremeyn’e
Ta’zîmimi arzeyle, Resûlü’s-sekaleyne.”

RAVZA-İ MUTAHHARA

Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mescidinde namaz kılmayı teşvik etmiş ve eviyle minberi arasındaki bölümün (Ravza-i Mutahhara) cennet bahçelerinden bir bahçe olduğunu bildirmiştir (Buhârî, “Fazlü’s-salât fî mescidi Mekke ve’l-Medîne”, 5; Müslim, “Hac”, 500-502).

Ravza-i Mutahhara’dan başka yeryüzünde cennetten olduğu bildirilen başka bir yer yoktur. Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir diğer hadiste de minberinin ayaklarının dayandığı yerin cennetten olduğunu belirtmiştir (Müsned, VI, 289, 292; Nesâî, “Mesâcid”, 7).

Ravza-i Mutahhara önceki imarlarda olduğu gibi Sultan Abdülmecid’in imarı sırasında da korunmuştur. 1984-1994 yılları arasında geçekleştirilen genişletmede eski haliyle bırakılan 22 x 15 m. ebadındaki bu bölümde İslâmiyet’in ilk döneminden hâtıralar taşıyan ve her birinin ayrı adı olan sütunlar yer almaktadır. Bunlardan üzerine adları ve Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Mescid-i Nebevî ile ilgili hadisleri yazılarak diğerlerinden farkları vurgulanan başlıcaları şunlardır: Üstüvânetü Âişe, Üstüvânetü’t-tevbe, Üstüvânetü’s-serîr, Üstüvânetü’l-hares, Üstüvânetü’lvüfûd, Üstüvânetü’t-teheccüd.

MİNBER

Mescidde önceleri bir hurma kütüğüne yaslanarak cemaate hitap eden Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- için hicretin 7 (628) veya 8. yılında ılgın ağacından iki basamak ve bir oturma yerinden ibaret bir minber yapılmıştı. Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den sonra halifeleri kendisine hürmeten minberin en üstteki üçüncü basamağına oturmamışlardır. Emevîler döneminde minbere altı basamak daha ilâve edilmiştir. Önceleri ahşaptan olan minberin yapımında daha sonra taş ve alçı, XVI. yüzyıldan itibaren de mermer kullanılmıştır. Memlûk Sultanı Kayıtbay’ın 1483’te gönderdiği mermer minber daha sonra Mescid-i Kubâ’ya nakledilerek yerine Osmanlı Sultanı III. Murad tarafından 1590’da armağan edilen mermer minber konulmuştur. Osmanlı selâtin camilerinde benzerleri görülen, üzerinde zarif altın tezyinatlı kubbenin yer aldığı, yaklaşık 7 m. yüksekliğindeki bu minber, süsleme ve tezyinat bakımından bir şaheser olup halen Hz. Peygamberin mihrabının sağında ve minberinin yerinde durmaktadır.

MİHRAP

Mescid-i Nebevî ilk yapıldığı zaman mihrabı yoktu, ancak Hz. Peygamberin namaz kıldırdığı yer belirgindi. Ömer b. Abdülazîz Medine valiliği sırasında Mescid-i Nebevî’yi imar ederken Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in namazda durduğu yere niş tarzında bir mihrap ilave ettirmiş, burası Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in mihrabı olarak meşhur olmuştur. Emevîler ve Abbâsîler döneminde mescidde yapılan düzenlemelerde mihraba giden revakın tezyinatına özel önem verilmiş, sağında imamın girmesi için bir kapısı bulunan mihrabın üstü altın tezyinatlı bir kubbe ile örtülmüştür. Memlûk ve Osmanlı sultanları da mihrabın korunması ve tezyin edilmesine büyük önem vermişlerdir. 1984’te mihrap tamamen yenilenmiştir. Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in gece namazı kıldığı yerde bulunan, Sultan Kayıtbay ve Sultan Abdülmecid devirlerinde yenilenen, üzerinde altın süslemeler ve teheccüd âyetlerinin yazılı olduğu diğer mihrap “mihrâbü’t-teheccüd” adıyla bilinmektedir.

MAHFİL

Halife Hz. Ömer -radıyallâhu anh-‘ın Mescid-i Nebevî’de şehid edilmesini dikkate alan Hz. Osman -radıyallâhu anh-, Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in minberinin kuzeyinde Bilâl-ı Habeşî -radıyallâhu anh-‘ın müezzinlik yaptığı yerde zemini yükseltilmiş ve çevresi kuşatılmış bir mahalde namaz kılmayı âdet edinmişti. Daha sonra müezzin mahfili (maksûre) olarak kullanılan bu mekân “mükebbiriyye” adıyla meşhur oldu. İlk zamanlarda sade ve basit yapıda ahşap olan mahfil, Sultan Kayıtbay tarafından ince ve zarif dört direk üzerine tamamen mermerden yapılmıştır. Bundan sonra tamir ve tâdilât gören müezzin mahfilinin en son onarımı 1983’de gerçekleştirilmiştir.

MESCİD İ NEBEVÎ’NİN YAPISI

MESCİD-İ NEBEVİ’DEN MUHTEŞEM BİR EZAN (MASJİD AL-NABAWİ)

KAYNAK :
https://www.islamveihsan.com/mescidi-nebevi-nedir-nerede-mescidi-nebevinin-ozellikleri.html

İçeriği Oyla
E-bültene Abone Ol Merak etmeyin. Spam yapmayacağız.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hızlı yorum için giriş yapın.

Başka Yazı Yok

Giriş Yap

VEYA
close

Subscribe